KURUMSAL

Başkan'ın Mesajı

İlk 6 ayın ardından

Değerli Sanayici Dostlarım ;

İlk altı aylık verilerin açıklanması ile Türkiye ekonomisinin 2019 yılı ilk yarısındaki performansını görme imkanımız oldu.

Bildiğiniz gibi sanayi üretimi 2018 yılında sürekli gerilemişti. 2019 yılı başından itibaren de toparlanma eğilimi göstermeye başladığını söyleyebiliriz. 2018 sonunda gelinen en düşük noktadan başlayan bu yükselişe olumlu bakmak mümkündür ama baz etkisi denilen faktörü de dikkate almayı unutmamalıyız.

İmalat sanayiindeki kapasite kullanım oranları da benzer bir görüntüyü vermektedir. Ancak, otomotiv ve inşaat sektörlerindeki çöküşün yarattığı olumsuz etkileri de halen yaşamaya devam ediyoruz.

İşsizlik rakamlarında yukarıya doğru gidişin durduğunu görüyoruz. Bunda mevsim dolayısıyla özellikle turizm kaynaklı istihdamın olumlu etkisini görsek de, mevsim etkilerini ayıkladığımızda bir düşüş eğilimi var demek için erkendir.

Bazı uzmanların ikiz açık olarak adlandırdığı cari açık ve faiz dışı denge rakamları bize tam bir Türkiye portresi sunmaktadır. Üretimin yavaşlaması neticesinde oluşan ortam, cari açığın 2019 yılının ilk yarısında hızla düşmesine neden oldu. Ancak, piyasanın hareketi için yapılan kamu yatırımları ve işlerin azlığından dolayı ÖTV, KDV gibi vergilerdeki tahsilatın düşmesi nedeni ile faiz dışı denge iyice bozulmuştur. Türkiye her zamanki gibi tahterevalli prensibi içinde, kısa vadeli çıkarımlar içinde, iki açıktan birini küçültürken diğerini büyüterek yoluna devam etmektedir.

Şu an Türkiye ekonomisindeki en büyük sorun alanı olarak gözüken enflasyondaki gelişmeleri ise dikkatle izliyoruz. Enflasyonda bir düşüş eğilimini görmekteyiz. Bu düşüşteki etkenlere baktığımızda piyasanın daralmasından dolayı fiyat artışlarının önünün kesildiğini, döviz girişlerindeki kıpırdanma nedeni ile kurların küçük hareketlerle seyrettiğini görebiliyoruz. Tabi bu noktada TCMB faizinin seyrettiği noktada kalmasının da etkisini kabul etmek zorundayız.

Faiz konusuna girmişken, TCMB Başkanlığı ile ilgili yaşananların Türkiye neden kırılgan beşliden çıkamıyor sorusuna açık ve doğru bir cevap olduğunu söyleyebiliriz. Siyasi erk ile ekonomi yönetiminin Türkiye ekonomisinin gidişatına ait farklı yaklaşımlar sergilediği bir anda siyaset ekonomi deki atama gücünü kullanarak, kişileri değiştirdi. Oysa ekonomi yönetiminde kişilere bağlı bir sihir, bir keramet yoktur. Hangi veriler altında hangi adımların atılacağı çok açıktır. Esas risk, bilinen ve kabul edilen uygulamalardan farklı yönlere sapmalardır. Bu tür müdahalelerin açık, şeffaf ve bağımsız ekonomi yönetimi arayan küresel sermayeye çok sıcak gelmediği ortadadır . Sanırım, bu tür müdahaleler sonrasında TCMB’nin 4,5 yıl sonra 4,25 puanlık faiz indiriminin de siyasi mi, ekonomik mi bir karar olduğu tartışılacaktır.

Bu dönemde, ABD ve Avrupa Merkez Bankalarının parasal sıkılaştırma adımlarını ertelemeleri Türkiye gibi dış kaynağa ihtiyaç duyan ekonomilere ümit vermiştir. Buradaki kritik soru, ekonomi yönetiminde yapılacak olan hataların, alınacak dış finansman üzerinde yaratacağı olumsuz maliyetler ne olur, sorusudur.

Yukarıda sözünü ettiğimiz ulusal ekonomi parametrelerin dışında sanayimizin sorunlarına baktığımızda, karşımıza sanayicilerimizi isyan etme noktasına getiren elektrik fiyatları konusu çıkmaktadır. 1 Nisan 2018’den sonra Ulusal Tarife’den, Son Kaynak tarifesine geçişle serbest elektrik alımının sağlanması düşünülürken, bu tarife içindeki fiyatların değişkenliğini kimse hesaba katmadı.

Gerek saatlik elektrik alımlarının olması, gerekse de Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması ( YEKDEM ) tutarlarının tahminlerin çok üzerinde gerçekleşmesi bu sistem içinde çıkan elektrik faturalarını alt üst etmektedir. Bu değişkenlerin tahminlerinde bazen yüzde 100’e varan yanılmalar yaşanıyor. Sanayici bir yandan hesapta olmayan yükseklikteki faturaları ödeme derdine düşerken, diğer yandan iç ve dış pazara yapacakları fiyatlandırma da büyük bir bilinmezlik içine düşmektedir.

Sanayici kullandığı elektriğin maliyetini bilmeden maliyet hesabı yapmak zorunda kalıyor. Sanayiciye falcılık yaptırmayın diyerek konuyu defalarca kamuoyu dikkatine sunmamıza rağmen, bugüne değin bu sistemin düzeltilmesi yönünde de bir adım atılmaması da düşündürücüdür.

Piyasalardaki durgunluk, ihracatta karşılaşılan zorluklar, Yİ-ÜFE, TÜFE arasındaki makasın üretim maliyetleri bazında yükselişini sürdürmesi ve bu farkın fiyatlara yansıtılamaması nedeniyle üretim yapmak ateşten bir gömlek giymeye benzemiştir. Ülkemiz işletmelerinin KOBİ ağırlıklı olduğu gerçeğinden hareket edersek bu sıkıntılara direnmek için daralma, küçülme gibi stratejilerin daha çok kullanıldığını söyleyebiliriz. Ama en önemli sorun, sanayicinin bu sorunlar karşısında kendisini yalnız kalmış hissetmesidir. Oysa sanayicinin morali, çalışma şevki ülkenin üretmesi için en gerekli ve değerli kaynaktır.

Kısaca, işletmelerimiz enflasyon, faiz, döviz kuru, borçlanma gibi kendilerini dört bir yandan zincirleyen bir ortam içinde canla, başla hayatta kalma mücadelesine devam etmektedir.

Bu mücadelenin şiddetinin azalması, piyasaların nefes alabilmesi için ekonomideki tüm verilerin neden-sonuç ilişkileri ortadayken, bu verilere uygun siyasi ve ekonomik yapılanma üzerinde çalışılması gereklidir

Hilmi UĞURTAŞ
Organize Sanayi Bölgeleri Derneği
Yönetim Kurulu Başkanı